Translate

25 Eylül 2016 Pazar

1. KİTAP GECE METROSU (Monolog / Anlatı)

1. KİTAP GECE METROSU (Monolog / Anlatı)


"Gece Metrosu






Tünelin sol tarafı tok bir gürültüyle taşları, uzun ve mor renkli metal yığınını uçan atla birlikte sürüklediğinde; günün ilk ısısı hissedilmeye başlamıştı. Önceki gece kızıl ahtapot kurban sunmuştu denizkestanesine düşümü.

Uçan at yeryüzünün katmerli taş yığında kaybolmuştu. Ne zaman sıcak ve nemli toprağı kazıyıp kendine bir yığınak yaptı o zaman onu görebilmiştim. Bitkin düşen adımlarımı tünelin en korunaklı tarafına atıp kendimi toparlamaya çalıştım ki tünel gardiyanın kin dolu ruhunun ördüğü ağa bir anlık gafım yakalandı. Oysa yakalanmamak için çok dikkat ediyordum. Şimdi en az bir hafta boyunca soğuk su içinde çıplak bırakılma cezayla cezalandırılabilirdim. Gardiyan ve onun cazgırına küçük bir itiraz tünelin üstünü örten boyalı sahranın tek kişilik hücresinden birinde yıllarca tutulmak uzak bir ihtimal değildi. Toplulukla birlikte olmak, küçük bir diyalogda bulunmak bile bu cezalar için yeterli bir suçtu.

Yaratıklar mahkûmiyetlerini çekip topluluk içinde geri döndüklerinde boyunlarına geçirilmiş zırhın üzerine çeltik atılmasını bir ödül olarak görüyorlardı. Bu çeltik izlerini birer kıdem bir ayrıcalık olarak üzerlerinde taşıyorlardı. Topluluk içinde bir birlerine karşı üstünlüklerini birer ölçüsüydü. Bir çeltik boynumdaki zırha kazındığında, tenime kadar uzanır ve avuç dolusu irinin çıkarırdı. Ben çeltik atamazdım ama çeltiklerin izi uzun süre boynumda kalacaktı.

Tünelin bu istasyonunda dişi yaratıklar yaşamıyorlardı. Dişiler ne zindanda ne de yer üstündeydiler. Hiçbir yerde değillerdi. Olsalar da biz ya göremiyorduk ya da bizden uzak tutuluyorlardı. Topluluk içinde birkaç dişinin farklı kılıkta gezdikleri dedikodusu yayılmıştı. Değirmencilerin eline düştüklerinde, aylarca tecavüze uğrayacaklardı dişiler. Değirmenciler metronun en korunaklı yerinde yalnız erillerin cinsel yaşamlarını köreltirlerdi. İşleri buydu ve bunda da oldukça başarılıydılar. Geçmişin unutturulduğu yeni kimliklerin verildiği merkezlerdi değirmenler. Bende değirmende bir süre tutulmuştum ama istedikleri gibi olmamıştım. Bu durumu onlardan çok de iyi gizlemiştim.

Hiç kimseden korkmuyordum. Oysa bir fantezi kurmak bile burada kendini ele vermek anlamına geliyordu. Bu rağmen haftalarca fantezilerime şehvet ve arzu katan dişilerle çılgınlar gibi sevişiyordum. Fantezi büyük dişi ayaklanmasından sonra herkesin elinden alınmıştı. Değirmenciler bile fantezi kuramıyorlardı. Fantezi kurmaları için ya bir dişi görmeleri gerekiyordu ya plastik dişi ya da titizlikle kontrol altında tuttukları kefiri koklamaları gerekirdi. Ofislerinde bu nedenle plastik dişiler çalıştırırlardı. Kefir metrosunun sahipleri tarafından erilleri kontrol etmek için belirli oranda değirmencilere zimmet edilmişti. Topluluğun içinde cinsel fantezi kurabileni değirmen tuvaletinde tutulan bir damla kefir ortaya çıkarabiliyordu. Kefir açık bir kapta tutuluyordu. Kokusundan etkilenip fantezi kurabilenler değirmencilerin hafıza okuma yetenekleriyle hemencecik yakalanıyor ve yeniden cinsellikleri köreltiliyordu.

Değirmenciler de bu kefiri koklayarak fantezi kurabiliyorlardı. Bunun için kefirin yanında sürekli nöbet tutuyorlardı. Bir süre sonra kefir kurudu. En çok da değirmenciler buna üzüldüler. Değirmenciler kefirin kaynağını bulmak için metronun sahibini aramaya koyuldular. Metronun sahibiyle buluştular ve ortak bir bildiri yazıp metronun girişine ve metro içindeki istasyonlara duvarlara asıldı. İhbarda bulunanlar belini saran çelik kayışa üç delik açılarak ödüllendirileceği duyuruldu. Çelik kayışlara üç deliğin açılması o çelikten kurtulmak anlamına geliyordu. Kayışlar hem çok ağırdı hem de topluluk üyeliğini ifade ediyordu. Bir nevi esaretin üniformasıydı. Üzerinde bulunan küçük vericilerle çok kolay takip edilmeyi, fantezinin kurulup kurulmadığı, sevinip üzüldüğümüzü kısaca tüm duygusal hayatımız kontrol ediliyordu.

Değirmencilerin her çığlığı yaşamımızda en önemli şölen anlarıydı. Sabırsızlıkla bu anları beklerdim. Sadece ben miydim çığlık sonrası plastik dişilerin bulundukları ofis önünde soluklanıp yemeğe gidişlerini kan çanağına dönmüş gözleriyle seyreden. Metroyu beklerken defalarca tuvalete gider, uzun süre koridorda gezinir, rahatsızlığımı bahane ederek kendimi uzak tutmaya çalışırdım diğerlerinden.

Değirmencilerin kirli ve ıslak nefesleriyle plastik dişileri şişirip yalancı hazlarla tatmin olmaya çalışırlardı. Ofisler bunun için kullanılırdı. O gün ofisten tufan sesler duymuştum. Gizlice anahtar deliğinden baktım. Değirmenciler bir dişi yakalamışlardı. Aralarına alıp tecavüz ediyorlardı. Dişi avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çok geçmeden sesi kesildi ve tüm direncini yitirdi. Ama onlar yine tecavüze ve şiddeti sürdürdüler. Gördüklerim dayanılmazdı ve bağırdım, kapıyı tekmeledim. Bir değirmenci kapıyı açtı ve beni ileriye tuvaletin olduğu yere doğru savurdu sonra yeniden içeri girdi ve sesleri yeniden duymaya başladım. Çıldıracak gibiydim. Tuvalete koştum ve lavaboya kustum. Kustuğum kandı. Ağzımı silmeye kalmadan metronun gardiyanları tepemde belirdiler. Metro gardiyanları kan gördüklerinde harekete geçiyorlardı. Görevleri kim kan çıkarırsa yakalamaktı. Kan çıkarmak insan olmak anlamına geliyordu. Tuvaletteki gizli kameradan kan kustuğumu görmüşlerdi. Bu nedenle hemen yakalamışlardı beni. Ceza olarak boynumdaki zırha iki çeltik atıldı. Artık dördüncü sınıf yaratıklardandım. En zor en kirli ve en rezil işleri bana yaptırıyorlardı.

Baskının kol gezdiği metroda özgürlük alanı neredeyse hiç yoktu. Bütün kurallara uymamız bekleniyordu. Uymadığımızda plastik yiyeceklere, kızarmış böceklere, kızıl sulara ve ısıtıcıya kavuşamayacaktık. Uçan at buna engel olamazdı. O yerüstünde yaşardı.

Her sabah metroyu beklerken büyük dişi ayaklanmasını düşündüm. Yenilgiyle biten o ayaklanmayı ve sonrası yaşanan esareti. O metal yığını tünelin sessiz bekleyişini yırtıp istasyona ulaştığında hepimizi ona doluştuk.
Televizyonun sesiyle gözlerimi açtığımda televizyon sehpasının üzerinde duran kanatlı atı gördüm. Kız kardeşimin doğum günü hediyesiydi. Elime alıp battaniyeyi üzerime örtüm."