Translate

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Ne zaman ve niçin yazarım

Ne zaman ve niçin yazarım

Pek sık yapmam ama bazen edebiyat üzerine düşünürüm ve düşüncelerimi yazıya aktarım. Bunu biri istediği için yapmam. Birkaç kez birileri istediği için yani “ısmarlama” yazılar yazdım, iyi şeyler de çıkmadı değil ama kimse istemeden yazdığım yazıları çok daha sever ve önemserim. 

Peki, ben ne zaman yazı yazarım?

Okuduğum bir kitap, bir makale beni olumlu veya olumsuz etkiliyorsa ben yazı yazarım. Öyle bir istek gelir bana dayatır. Eğer bilimsel dayanaklar gerekiyorsa kitap okur, kütüphane araştırması yapar o yazıyı eninde sonunda yazarım ve de çok iyi bir ürün çıkar ortaya.

Ama şiir, öykü ve oyun ancak bir şey etkilerse beni yazma dürtüsüne esir olurum. 

İyi bir şiir okuduğumda kesinlikle etkilenir ve şiir yazarım. Eğer bir şiir şaire yeni bir şiir yazdırıyorsa o şiir en iyi şiirdir. Buna inanırım. 

Bir olayı doğrudan veya dolaylı bir tanıklığım söz konusuysa veya duygusal bir travmayla karşı karşıya kaldıysam yazı benim kurtarıcımdır. 

Yazı yazarak olayı, insanı ve kurtuluşu anlamaya çalışırım.
 
Kısacası ben yazıyı olayları ve olayların muhatabı insanı anlamak, insani varoluşu kavramak ve bir çıkışı göstermek için yazarım. Çünkü benim bütünlüklü bir dünya görüşüm var ve bu dünya görüşümün insanlığın kurtuluşunun kapısını araladığını düşünürüm.

İnsana, bir kurtuluşun her zaman olduğunu bu kurtuluşun tarihsel varoluşumuzla doğrudan alakası olduğunu anımsatmayı kendime görev bildim.

Sanırım bunu ilk tanrılara sırtını dayayan peygamberler yapmaya kalkıştı ama ben, bir yazarın kendini modern bir prens değil modern bir peygamber gibi görmelerini isterim.

Gerçek yazarlar; bunlara şairleri, romancıları yazı sanatıyla ilgilenen bütün sanatçıları içine katarak; bu modern peygamberlik bilincine eriştiklerinde ve kalemlerini bu doğrultuda kullandıklarında toplumdaki saygınlıklarını yeniden kazanacaklardır. 

O zaman yazar ve toplum kurtuluşun bilincine erecektir. 

Evet, bütün bu kaygılarla ben yazıya sarılırım. Kısacası ideolojik bir yazarım. İnandığım bir ideoloji olmadan yazı yazmam ve kimsenin yazmasını da önermem. Ama bu ideoloji iktidar mefhumuyla sınırlı değildir.
Gelecekten geleceğe insanın varoluşunu içselleştiren bir ideolojidir. Marksın vurgulamaya çalıştığı gibi ideolojinin ideolojisizliğidir. İnsanın ezme ezilme ilişkisine karşı çıkan, insanı eşit gören ve eşitlikçi bir hak dağılımını bilen ideolojidir. Yani insanın yok edemediği vicdandır.

Ben bu vicdanın ezelden beri var olduğunu ezele kadar da taşınacağına inanırım, bu yüzden de yazı yazmayı ister, bir görev, sorumluk olarak düşünürüm. Genç yazar adaylarına şunu tavsiye ederek lafı tamamlamak isterim:

Bir ideolojiniz, hayata bakış açınız ve kendinizi feda edecek bir davanız yoksa ve bundan emin değilseniz yazı yazmayın.